MENEKŞE PLAJI

25.07.2018 Çarşamba
Bakırköy adliyesinden çıktığında onu bir sürpriz bekliyordu. Sanki görünmeyen bir el, o cam gibi havayı almış, yerine kasvetli, öfkeli bulutları bırakmıştı. Duruşma salonunda o dosyanın gidişatını değiştirirken, dışarıda da havanınki değişmişti. Sanki rüzgar, az önce köşeye sıkıştırdığı davalıların intikamını alır gibi yerdeki tozu alıp yüzüne sıvama derdindeydi. İri yağmur damlaları, şaka için uzaktan su serpen arkadaştan gelir gibi yukarıdan, karşıdan, sağdan, soldan her yerden tektük geliyor, birazdan kopacak kıyametin haberini veriyordu. İyi bilirdi Füsun; İstanbul’da yaşayanlar için yağmurun sadece ıslatmadığını, saatlerce yollarda süründürdüğünü. Kaçar gibi arabasına bindi. Önce Merter’deki hukuk bürosuna uğrayacak, Sonra evine, Samatya’ya geçecekti. Tam e-5’e çıkmış, Marmaraforum’un yanından geçerken fikir değiştirdi. Canı ne hukuk bürosuna, ne de eve gitmek istiyordu. Yağmur da fikrini destekler gibi artmış, sileceklerle kavga eder olmuştu. Kararını kesinleştirip sağa saptı.
AVM otoparkına aracı bırakıp yukarı çıktı. Bir kafeteryanın balkonunda sigarasını yaktığında, “kim ne derse desin, bu havalarda bir baha gibi şu alışveriş merkezleri” diyordu. Mağazaların vitrinlerini ve içlerini yeniden keşvetti. Birkaç saat sonra yeniden balkona çıktığında, yağmurun azaldığını, trafiğin akmaya başladığını gördü. Hukuk bürosuna uğrama işini yarına bırakıp doğrudan evine gitmeye karar verdi. Asansörün önünde sıraya girdi. Yağmurdan kaçan sürünün üyeleri, azalmasıyla şimdi de alışveriş merkezinden kaçıyor olmalıydı. Asansör aşırı yüküne bip sesleriyle isyan edince, bebek arabalı aileleri orada bırakıp inerek aracı sakinleştirip harekete ikna etmek Füsun’a düştü. Tam asansörden indiğinde yandaki asansörün davetkar sesini duydu. Koşarak içine atladı. Kapı kapandı. Tek başınaydı. Otopark düğmesine bastı. O artık bir asansör değil, aslanların bölgesine indiren bir paraşüttü. Sessiz olurdu otoparklar. Sessiz ve güvensiz. Dikkatli ve tetikte olmalıydı. Aynalı kutu inişi tamamlamış, kapıları açıyordu. Çantasını açtı, tabancasını kontrol etti. Artık çıkabilirdi.
Arabasına hızlı adımlarla yürüdü. Passat arabasının şoför kapısına bir Mercedes neredeyse değecek kadar yakın girmişti. Camlar filmli olduğundan, üstelik de bu loş ortamda içi görünmüyordu. Arabasının kapısını açıp içeri süzüldü. Bir eliyle çantasını yan koltuğa savururken, diğer eliyle kapıyı kapatacaktı ama aniden Mercedes’in kapısı açıldı ve kapıyı kapatmasına engel oldu. Sol tarafına göz atınca siyah bir cismin bir fare hızıyla hareketini gördü. O cisim artık kaburgalarının altına dayanmıştı. “Sakin ol hanım abla” diyordu genç adamın sesi. “Sadece konuşupgidecağız.”
“Kimsiniz? Ne istiyorsunuz?” Füsun aslında onların kim olduklarını da ne istediklerini de biliyordu. Sadece bir gelen olur mu? Ya da bir fırsat yakalayabilir mi? Düşüncesiyle zaman kazanmaya çalışıyordu.
“Kim olduğumuzu iyi bilisen hanım abla. Bu seninle ikinci gonuşmamızdır. Daha önce de uyardık, bir daha uyarmayacağız” dedi Halil. “Gonuşma da söyleyecaklarımi dinle. Davadan hemen çekilisen. Yoksa ben susaram, bu gonuşur.” Silahı bir az daha itti. “Bu da acı gonuşi. Söyleyecagını tek seferde söyli. Benim gibi lafı uzatmi. Kötü bir huyu da vardır keratanın; benim gibi garşısındakini dinlemi. İlle dediğim dedik.” Silahı hızla çekti, kapısını kapattı. Mercedes ögkeli gürültüler ve hızlı manevralarla geri çıkıp gitti. Füsun kapısını kapattı. Çantasından silahını çıkarıp bir süre bekledi. Sonra da Sanki sadece onların öfkeli çıkışına kızmış gibi sakin hareketlerle arabasını çıkardı.
Hemen Nusret’i aradı. Daha karşıdaki ses “alo” bile diyemeden, “Aşkım bu pislikler yine tehdit etti ya” diye hıçkırıklarla ağlamaya başladı. “Sakin ol” diyordu Nusret. “Neredesin?” “Marmara forumdan çıktım, eve gidiyorum.” Mercedes’in makas atarak önünden geçtiğini gördü. “Hala peşimdeler ya; hala peşimdeler” diye bağırdı. “Sakin ol ve telefonu kapat” dedi Nusret. “Oraya yakınım, birazdan geliyorum.” Birkaç dakika içinde Nusret’in fiat linea’sı görününce rahatladı Füsun. Mercedes, Füsun’un gözyaşlarına karışıp yok olmuş gibiydi.
İki sevgili Samatya’da arabaları bırakıp bir kafeye gittiler. “Sakın” diyordu Nusret; “Sakın polis falan arama.”
“Senden başka polisle ne işim olur benim?”
“Gizli bir soruşturma var. Bu heriflerin peşindeyiz. Bir şikayetle bunların gözüne polis görünürse, yer altına inerler. Tepelerine binmemize az kaldı. Takip altındalar. Çözülmesi gereken birkaç bağlantı kaldı. Onları da çözer çözmez, bir şafak vakti enseleyeceğiz hepsini de rahat ol.”
“Peki ya sen olmasaydın da ben polise gitseydim?”
“O zaman dosyayı bir süre bekletirlerdi. Operasyon selameti için harekete geçilmezdi. Bu mafya bozuntuları da senin tehditlerden korkup polise gidemediğini düşünürlerdi.”
“Sen ne kadar polissen, ben de o kadar avukatım. Bu işin peşini bırakmayacağımı bilirler.”
“Bence artık bırakmalısın. Zaten bunlar enselenince otomatikman senin dediğin olacak.”
29.06.2018 Cuma.
“Acele edin Füsun hanım” dedi sekreter. “Toplantı başlamak üzere. Hüseyin bey sizi soruyor.”
Bu sekreterler de ne tuhaf diye düşündü Füsun. Başkasının gücünü kendi güçleri gibi kullanıyorlar. Bir duvarın arkasından arkadaşını korkutan bir çocuktan farkları yok halbuki. “Hemen çıkıyorum” dedi.
Toplantı odasında her zamanki gibi takım elbiseli adamlar vardı. Füsun odaya girdiğinde “Buygun Füsun hanım” dedi Hüseyin bey. “Avukatımız Füsun hanım. Sizin işlerinizi Nazlı hanım takip edecek ama onun olmadığı zamanlarda Füsun hanım devreye girecek. Bu yüzden Füsun hanımla da tanışmanızı istedim.”
“Vay efendim memnun oldık” dedi bütün yılışıklığıyla İbrahim bey. Karpuz tarlasında şans eseri güneşi ve suyu fazla almış, bu yüzden diğerlerinin arasında semirtip göze batmayı başarmış bir karpuz gibi sivriliyordu.İyi tanırdı Füsun böylelerini. Babasının elinden tutup mahalleye meydan okuyan çocuklar gibi paranın gücüyle boy gözteren korkaklardı bunlar. Sorsan dünyayı kurtarırlar ama sorsan savcının görevlerini dahi bilmezler. Babası yaşındaki İbrahim beyin gözleri Füsuna takılıyken, Hüsein beyle aralarında bir sohbet başladı.
“Hüseyin bey, sadece iş için değil, farklı zamanlardada görüşelim. Birlikte tatil falan ayarlayalım. Laf olsun diye söylemiyorum, sizi gerçekten çok seviyem ha.”
“Bilmukabele efendim bilmukabele.”
Birlikte tatilmiş. Eskaza eline geçmiş o para olmasa çaycısı bile olamazsın buranın bay müşteri.
“Füsun hanımı çok dalgın görüyem. Fazla iş veriyorsunuz galiba.”
“Evet efendim işimiz yoğun hepğimiz öyleyiz.”
“İyi iyi iş demek para demak hahahahah.”
Füsun iç dehrizlerinden kurtulup onaylar şekilde kafa salladı. Hüseyin beyin çok şükürleri, Füsun’un evetlerine karıştı. Para insan biçimine girer ve bunu da düzgün başaramazsa, ortaya işte böyle bir şey çıkar diye düşündü Hüseyin bey.
Füsun kendince toplantı görünümlü sirkten çıkınca Nazlı hanımın yanına gitti. Yukarıda olanları anlattı. İbrahim beyi sordu. “Çok işim var” dedi nazlı. “Dün izinliydim dosyalarım birikti. Bu heriflerin bir projesi var.” Bir klasörü uzattı ve “işte dosyaları incelersin” diyerek izin isteyip gitti. Severdi Füsun Nazlı’yı. İş dışında da görüşürlerdi. Nusret’le ettiği kavgalarda dert yanabildiği tek dostuydu. O da dosyayı alıp odasına gitti. Bir dava dosyası değil, bir danışmanlık hizmetiydi. Menekşe plajı civarına yapılacak bir gökdelen projesinin hukuki yönlerinin araştırılması ile ilgiliydi. Çocukluğunda bütün aile banliyö trenine binip plaja gidişlerini hatırladı. Annesinin elinden tutup onu denize sokuşunu. Babasının üzerlerine su atarak ve yanlarından geçerken ayaklarını suya vurup su püskürterek yaptığı şakaları… Menekşe plajı gözlerinin önüne geldi. Sonra gökdelenler plajın güneşini gölgeledi, dalgaların sesini kesti.
03.07.2018 Salı.
Her zamanki büro işte. Yine şefkat bekleyen bebekler gibi susmayan telefonlar, Koşuşturan sekreterler, tepsisini boşlukta yüzdüre yüzdüre kaçar gibi geçip giden çaycı, betona küçük dağları ben yarattım cümlesinin çevirisini yapan ayakkabı topuğunun tik tak sesleri, Daha önce nadiren görünen takım elbiseli ağır abiler, hiç görünmemiş yeni müşteriler… Bu eserin parçalarından biri Füsun’da masasındaydı işte. Çaycı çayını, sekreter Hüseyin beyin onu beklediği haberini aynı anda getirdiler. Füsun’un bu gün duruşması yoktu. Birkaç müvekkil görüşmesi ayarlayacaktı. Önce Hüseyin beyin yanına çıkması gerekiyordu. Çıktı ve Nazlı’nın izinli olduğunu, Menekşe plajı projesiyle ilgili bir görüşme için İbrahim beyin yanında avukatı kimliğiyle bulunacağını öğrendi.
İbrahim bey bir araba göndermişti. Böyle bir Audi almak Füsun için çok uzak itimaldi. En azından şimdilik. Füsun arkada oturuyordu. Önde bozuk şiveyle konuşan iki adam sulu şakalar yaparak gülüyor, sonra da “Dua edesen hanım abla vardır; yoksa ben biliyem” gibi cümlelerle sözümona durumu kurtarıyorlardı. İbrahim bey derhal yok olması gereken zehirli bir para ağacı, bunlarda o ağacın dallarıydı Füsun’a göre. İbrahim beyin ofisi, Füsun’un çalıştığı büronun yanında saray gibiydi. Füsun’u hemen İbrahim beyin huzuruna aldılar.
“Hoş gelmişsen avukat hanım. Arkadaşınız, neydi adı?”
“Nazlı.”
“Evet Nazlı o gelecak sanıyorduk.”
“Nazlı hanmım bu gün izinli İbrahim bey.”
“Tamam fark etmez” dedi ve sekreterini çağırdı. “Kızım bana avukat hanımların hizmetkarlarını gönder” dedi. Az önceki adamlar kapıdan girdiler.
“Muro, Haso beni iyi dinleyin.”
İkisi birden, “buyun İbrahim beg.” Dediler.
“Bundan sonra ikiyizde avukat hanımların emrine amadesiniz. Gece gündüz, bizim iş sizin iş demeden ne zaman ararlarsa arasınlar koşacaksıyız. Dehadi gedin şimdi arabayı hazırlayın belediyeye gidiyoruz.”Belediyede yine önemli adam pozları, uzayıp giden sohbetler… Konu projeye gelmeden önce İbrahim bey birini arayıp müdüre hediye edilmek üzere bir Mercedes araba hazırlanmasını emredince Füsun’un tepesinden kaynar sular döküldü. Orada itiraz etmesinin bir anlamı olmazdı ama bu işi engellemek için bütün bilgi ve gücünü kullanacaktı. Büroya döndüğünde rahatsızlıklarını bir bir sayıp dosyayı Nazlı’ya teslim etti. Halbuki iş akışında gelinen aşamadan söz etmesi gerekirdi.
05.07.2018 Perşembe.
İlk kez geleceklerin kaybolmamak için olağanüstü çabalar harcamaları gereken bir yerdir Çağlayan adliyesi. Oysa Füsun gibilerin ikinci yuvasıdır. Füsun ikinci yuvasında büyük bir uçurumun başına dikilmeye hazırlanıyor, İbrahim bey ve müdür hakkında suç duyurusunda bulunuyor, Menekşe plajı projesi için yürütmeyi durdurma talebinde bulunan bir dava açıyordu. Yer yerinden oynayacaktı. Belki de işini kaybedecek ama onurunu koruyacaktı.
09.07.2018 Pazartesi.Füsun sakince yavaşlayıp kırmızı ışıkta durdu. Hemen yanına duran lüks aracın camları ağır ağır indi. Camın arkasından İbrahim bey ezer gibi bakıyordu.
“Biz seni kendi avukatımız sanıyorduk küçük hanım Hayırdır ne oli?” Dedi. “Çok ayıp ettiniz çok. Şimdilik rica ediyorum; şikayetleri hemen geri çekin.”
“Usulsüzlük yapıyorsunuz” dedi Füsun. “O plajı mahvedeceksiniz.”
“Siye ne kızım? Avukatlığı bıraktın plaj bekçiliginemi başladın? Dedigim gibi üzme üzülme.”
Füsun büroya geldiğinde kötü giden bir şeyler var çanları gürültüyle çalıyordu. “Başını belaya sokacaksın” dedi Nazlı. “Hüseyin bey sizi istiyor” dedi sekreter. “Elinizdeki dosyaları devredip ayrılın” dedi Hüseyin bey. Gürültüyle çarptı bir kapı. “Markaları alabilir miyim?” Dedi çaycı. Koridordan her geçişinde çevredeki odalardan önce fısıltılar doğdu, sonra sesler yükseldi. Pencerenin karşısındaki kaldırımda kavgaya tutuştu iki adam. Acı lastik çığlıkları yükseldi caddeden. Dosyalarını, arkadaşlıklarını, anılarını, üzüntülerini, sevinçlerini, dava kazandığında elinden düşüverecekmiş gibi duran emanet zaferlerini, kaybettiğinde üzerine yapışıp kalan hezimetlerini, camdan yağmura bakışını, güneşi görüp iç çekişini, Geç kalışlarını, erken gelişlerini bırakıp çıktı avukat Füsun hanım. Bir eliyle Nazlı’ya, Diğer eliyle Nusret’e tutunurdu her düşüşünde. Nazlı az önce dışlandığı mağaradan besleniyordu. Yine de ona tutunabilir miydi? Nusret’i aradı. Olup biteni anlattı. “Senin anlayacağın kovuldum aşkım” dedi. Morali çok bozuktu. “Keşke yapmasaydın” dedi Nusret. “Menekşe plajı senin babanın malı mı?” Diye geçirdi içinden. “Neyse canım üzülme. İş çıkışı buluşalım” dedi dışından. Sonra devirdiği çamı fark etti. Füsun’un artık iş çıkışı yoktu.
28.07.2018 Cumartesi.
Tehditler bitecek gibi değildi. Çarşamba gününden bu yana evinin etrafında sebepsiz yere silahlar patlıyordu. Nusret operasyon zamanı yakın demişti ama Füsun daha ne kadar dayanabilirdi? Nazlı biraz birikmiş parayla, biraz krediyle falan ortaklaşa avukatlık bürosu açmayı önermiş, yine dostluğunu sonuna kadar göstermişti. Nusret’le bu gün buluşamayacaklardı. Taksim’de görev çıkmış.
Ekmek almak üzere evden ayrıldığı on dakika içinde kapısına öleceksin yazmışlardı. Hemen nazlıyı aradı. Kapıdaki yazıyı görünce, “inanmıyorum! Böyle olmaz” dedi Nazlı. “Bir süre uzaklaş buralardan. Sana öğretmen evinde yer ayarladım.”
“Orası öğretmen dışında kullanıma açık mı?”
“Evet fiyat farkı var ama herkes faydalanabiliyor.”
Öğretmen evindeki ilk gününde bir süprizle karşılaştı. Nusret daha önce hiç görmediği bir sivil arabayla, İbrahim lüks arabasıyla caddede karşılaştılar. Füsun’un öğretmen evi balkonunda olduğundan habersiz selamlaşıp konuştular. Kötüye yormadı Füsun. “Adam sivil; operasyonun gereğidir” diye düşündü ve ikisi ayrılınca Nusret’i arayıp olanları anlattı. Arının kovanına çomak soktuğunun farkında değildi.
01.08.2018 Çarşamba.
Zaman her şeyi körelttiği gibi Füsun’un korkularını da köreltti. Eve dönmeye karar verdi. Nusret yine görevde, Nazlı duruşmadaydı. Bir taksiye binip evin adresini verdi. Her yalnız yaşayan kadın gibi telefonla konuşuyormuş gibi yapıp “geliyorum” dedi. Evini havalandırdı. Her yalnız kadın gibi çelik kapının önüne bir çift erkek ayakkabısı koydu. Yemeğini dışarıdan sipariş etti. Çayını alıp balkona çıktı. “Zaten yaz mevsimi” dedi kendi kendine. Adli tatildi. Biraz uzaklaşmak lazım buralardan. Kapı vuruluyordu. Her yalnız yaşayan kadın gibi “Ben bakarım” diye bağırarak kapıya gitti. “Yenge” diyordu kapıdaki takım elbiseli adam. “Nusret ağabey çatışmada vuruldu; hastaneye gelebilir misin?”
Füsun kafasına vurulmuş gibi oldu. Nusret adamla Füsun’un arasına giriverdi bütün varlığıyla birdenbire. İçeri girip çantasını aldı. Adam gitmişti. Arabasına bindi. Hastaneye doğru yola çıktı. Arkasındaki arabadan İsmail’in katılım yolundaki kamyon şoförüne, “kuş kafese yaklaşıyor, hadi ye onu tosunum” dediğinden habersiz, Nusret’i düşünerek hızla gidiyordu. Üzerine gelen kamyonu fark ettiğinde artık yapacak bir şeyi yoktu. Ezildi o sarı kamyonun altında arabasıyla birlikte. Gençliği, hayalleri, idealleri, güzelliği. Bir kurban daha aldı onurlu duruş; dürüstler arasından.
02.09.2018 Pazar.
Menekşe plajındaydı Nazlı. Cıvıl cıvıldı Menekşe plajı. Denizle vedalaşmaya gelmiş gibiydi insanlar. Hiç birinin haberi yoktu o sabah şafakla çökertilen çeteden. Arasında polisin ve kamu görevlilerinin de olduğu bir çete çökertildi, 44 kişi göz altına alındı haberiydi onlar için sadece. Nazlı için Mezarlığın ve Menekşe plajının ziyaret duyurusuydu o haber halbuki. “Hiç biri bilmiyor” diyordu Nazlı. “Şu baloncu, kağıt helvacı, simitçi, balıkçı, mangalcılar, cankurtaranlar, denize girenler… Hiç biri bilmiyor Füsun’un mezarından beslenen karıncalardan çok da farksız olduğunu.”
Mustafa Doğan
Not: Gerçek yer isimleri kullanıldığından açıklanması zorunlu hale gelmiştir. İsimlerin ve olayların tamamı hayal ürünüdür.

paylaşmak için tıklayınız.